Bizim hikayemiz, hayatını doğallığa ve Anadolu’nun kadim lezzetlerine adamış bir ismin, Ömer Bey’in adımlarıyla başladı. Onun için ticaret, sadece bir alışveriş değil; toprağın bereketini insanlarla paylaşma yolculuğuydu.
Ege’nin Kalbinden Sofranıza
Ömer Bey’in rotası her zaman Balıkesir’in o eşsiz Havran Ovası’na çıkardı. Kaz Dağları’nın tertemiz havasıyla beslenen o asırlık ağaçlara, insanoğluna bahşedilmiş "mucizevi birer hediye" gözüyle bakardı. O gümüşi yeşil yaprakların rüzgardaki hışırtısı, onun için en güzel melodiydi. Bu yüzden biz de bugün ürünlerimizin her detayında, onun çok sevdiği o yaprak yeşilini ve doğallığı yaşatıyoruz.
"Sadece Bir Yağ Değil, Bir Kültür"
Onun zeytinyağına olan bakışı, dükkanına giren her misafirin kulağında çınlayan o meşhur cümlesinde saklıydı:
"Ben size sadece bir zeytinyağı satmıyorum, ben size bu ağacın bin yıllık kültürünü satıyorum."
Bu söz, bugün bizim en temel ilkemizdir. Biz sadece en doğal zeytini seçip en saf yağı şişelemiyoruz; biz size Havran’ın sabah güneşini, zeytin ağacının sabrını ve Ömer Bey’in o hiç sönmeyen heyecanını sunuyoruz.
Her Damlada Aynı Heyecan
Ömer Bey, Türkiye’nin en güzelini bulup getirme tutkusundan ömrünün son anına kadar vazgeçmedi. Sakarya’dan çevre illere kadar verdiği her uğraş, zeytinyağının bir mutfak malzemesinden öte bir sağlık ve yaşam kültürü olduğunu anlatmak içindi.
Bugün açtığınız her şişede, dokunduğunuz her etikette ve aldığınız her tadımda; Ömer Bey’in mirasını, doğaya olan derin saygısını ve o hiç değişmeyen "en iyisini bulma" idealini hissedeceksiniz.
Çünkü biz, sadece bir ürün değil; bir kültür vaat ediyoruz.